Madem Antepteyim dedim
Bir porsiyon baklavasız gidemedim
Girdim kuyumcu şıklığında
kuyumcu ışıklığında
bir tatlıcıya
Burda
Işıklı camekanın altında
Tatlıcının altınları yatmakta
Tatlıcı bir grup turiste
Bu servetin inceliklerini anlatmakta
-İyi pişmişse eğer altın gibi ışıldamakta
Saf tereyağı hafifletir bu yoğunluğu damakta-
Tatlıcı mutlu
Turistler mutlu
Ben mutluyum
Mutlu insanların yaşadığı bir yere geldiğime dair umutluyum
“Usta hemen bir katmerle bir kilo baklava”
Önce telaşlı bir ses geldi
Sonra sesin sahibi
Sesin sahibi
Üstte ceket altta şalvarıyla
İki dünyayı kendinde toplamış gibi
Siyahı kalmamış bıyığındaki yıllanmış sarıyla
Telaşı yirmisindeyken yaşı altmış gibi
Turist gibi değil oralı gibi gezmeyi severim
Biraz yıpranmış bir halim var
Birazdan da fazla esmerim
Böyle kentlerde cadde gibi hareketlidir ara sokaklar
Bu meziyetlerimle ara sokakların telaşında kayboluverebilirim
Bu meziyelerimle ayrıldım tatlıcıdan
Mest eden kokularıyla insanı önünde tutan
Caddeden ara sokağa boylu boyunca uzanan
Sayılamaz çeşitlikte ve renkte baharatlarıyla bir aktar
Bu baharatlar ki binlerce yıldır binlerce fersahtan buraya akar
Sürüyemediğim bedenim işte bu koku cümbüşünün önünde çakıldı
“Hasan Ağa maaşallah katmeri yüklenmişsin”diye aktar
Bu illüzyonu bozan kahkahasıyla bizim ihtiyara takıldı
“Ankaradan misafiri var patronun
İşte bu katmer de baklava da onun
Kırk tl katmer kırk tl yevmiyem
İstesem de bu katmeri yiyemem”
Bizim ihtiyarın anlatmak istediğinden anladım ki
Biz türlü güzellemelerle anlatıp dururken
İki dünyanın zenginliklerinden beslenebilmeyi
Hakedemiyor insanlarım istediğince beslenebilmeyi
Altmışında bile kovulma telaşıyla çalışıp dururken
