engelsiz hayat

image (19)

Büyük gün gelmişti, günlerden 3 Aralıktı. Engelsiz Tiyatro olarak 5. oyunlarını oynayacaklardı. Geçmiş oyunlarda; engellilerin yaşadıkları sorunlara, kendilerini normal! olarak nitelendiren yetkililerin duyarsızlıkları gibi konulara değinmişlerdi. Oysa bu sene, ne oynayalım sorusuna, Fehmi’nin önerisine ortak olmuşlar, farklı bir yanıt bulmuşlardı. Kendilerine, kendilerini anlattıkları bir oyun olmayacaktı. Aynayı normal! insanlara tutacaklar, bir adım sonrasında onların da engelli olma hatta ölme olasılıklarının ne kadar yüksek olduğunu anlatmaya çalışacaklardı. Peki, ne anlatacaklardı. Sağlıksız beslenmenin yarattığı anomalilerden,  doğal afetlerdeki, trafik kazalarındaki, savaşlardaki uzuv kayıplarına kadar bir sürü alternatifi düşündüler. Sonra Vural, olmayan kolunu işaret etti. Vural kolunu prese kaptırmıştı. Patronları, aldığı yüklü siparişi yetiştirmek için yeni işçi almamış, Vural’ları sürekli fazla mesaiye bıraktırmıştı. Uykusuzluk, yorgunluk ve şimdi yerinde olmayan bir kol. Sürekli yaşanan, iş kazası gibi edilgen, öznesiz bir ifadeyle anlatılan bir hikaye.  İş kazası konusunda ortak oldular. Biraz sonra sergileyecekleri oyunu, iki haftada yazdı Vural, iki hafta da prova ettiler ve işte şimdi sahnedeler.

Fehmi göz ucuyla salona baktı. Salon doluydu. Engel değildi duymayan kulakları, alkışları hayal etmesine. Ellerin birbirine çarpması ne kadar aralıksızsa, o kadar gürültülü olmalıydı alkışlar. Geçen yıl oyunun finalinde, sahneyi yere düşerek sonlandırdığında o kadar büyük bir alkış tufanı oluştu ki; Fehmi sonrasında arkadaşlarına defalarca “ben aslında o an sağır oldum, kulaklarımı patlattı alkışlar” diyerek eğlenmekteydi.

Günlerce sahneye odaklandılar. Hikaye hazırdı ama, bu oyunu normal! insanlara nasıl anlatmalıydı. Sahnede asılı olan perdeye projeksiyon makinası bir yandan, senaryodaki manzarayı yansıtacak, bir yandan da üzerinden senaryo, şiir olarak akacaktı. Vural sahnenin sol ucunda, oturduğu yüksekçe tabureden, kalan tek eliyle tuttuğu mikrofonla, senaryoyu sahneyle uyumlu bir şekilde seslendirecekti. Fehmi de, sahnenin sağ ucunda, sahnenin genelinden bir parça fazla ışıklandırılmış bir haldeyken işaret diliyle anlatımda bulunacaktı.

İşte oyun başlıyor. Perdeye, Karadeniz’de bir liman yansıtılıyor. Limanda, bir yanda balıktan dönmüş, bir yanda göz mesafesinde denize ağlarını yeni atan gırgırlar. Sahnede dekor adına yüzü perdeye dönük bir banktan, ve banka birkaç adım mesafede bırakılmış, pelüş bir kediden başka bir şey bulunmuyor. Yazılar şiirselleşip perdede akmaya başlayınca, Vural bariton sesiyle, Fehmi kıvrak el hareketleriyle, duygu yüklü bulutları seyircilerin üzerine gönderip, aynı duygu selinde ıslanmaları için olağanüstü bir performans göstermeye çabalıyorlar.

Büyük gırgırlarıyla balıkçılar

Dalgalar durulmuş gibi

Karadeniz’e ağlarını atmaktaydı

Tembel bir kış ikindisinde güneş

Bunca yoldan yorulmuş gibi

Ağlardaki balıkların gümüş pullarında yatmaktaydı

Ve bir kedi hırıldayarak limanın yamacında

Aç mısın diye sorulmuş gibi

Gelecek bir balığı hayalinde tatmaktaydı

Ahmet’le Metin sahneye girdiler. Metin görme engelli, Ahmet de tekerlekli sandalyesinde. Metin, tekerlekli sandalyeyi baston gibi kullanıyor. Şimdi iki arkadaş bankın yanına geçtiler. Ahmet sandalyesinde, Metin bankta oturuyor. Rolleri basit, oyun boyunca, Vural konuştukça bir birlerine, bir sahneye bakacaklar. Son anda da Metin ayağa kalkacak pelüş kediyi ayağı ile hafifçe itecekti.

Balık kurtulmak için çırpınıyor

Balıkçı ağı biran önce toplamak için

Kedinin çırpınışı

Diğer kedilerden daha acınaklı bir mırıldanış çıkarmak için

Tüm bu çırpınış içinde güneş

Sadece ağdaki balıklar için son kez batmaktaydı

Prese kaptırdıkları arkadaşlarını hatırlayan iki işçi

Gözleri Karadeniz gibi nemli bu çırpınışlara bakmaktaydı

Tam bu çırpınış içinde Vural, elindeki kayıt cihazından, dalga ve rüzgarın sesini durduruyor, sonraki tuşa basarak bir kedi mırıldayışını salıyordu sahneye. Son anda geldi bu ekleme akıllarına. Hiç prova yapmadıklarından, Metin, gerçek bir kedi sahnede dolaşıyormuş gibi ürperdi. Küçükken uyuyan bir köpeğin kuyruğuna basmış, köpek de panik halinde ısırmıştı. Köpeğin, nerde olduğunu bilemeden çırpınmış, köpek de bu hareketlerden ajite olmuş, ablası gelip kurtarana kadar birkaç defa daha ısırmıştı. O günden sonra, hayvanlara karşı olan o korkuyu üzerinden bir türlü atamamıştı. Bu korkusunu biliyordu arkadaşları ama, bu oyunu aynı zamanda korkularıyla yüzleşmesi için bir fırsat olarak görmüşlerdi. Yapacağı tek şey, oyunun sonuna doğru banka bağlı pelüşü ayağıyla itmek olacaktı. Oysa, Vural’ın hiç prova yapmadıkları bu eklemesi, Metin’e, sahnede gerçekten de bir kedi var gibi hissetmesine yol açtı. Ayağıyla sağı solu itiyor, duyduğu sesin göremediği müsebbibini kendinden uzaklaştırmaya çalışıyordu. O sırada ayağı pelüş kediye takıldı. Kedi banka bağlı olduğundan Metin kediyi ittikçe kedi de gerisin geriye geliyordu. Defalarca provasını yapmalarına rağmen, ses, tüm kontrolünü yitirmesine neden olmuş, kedinin gerçekliğine kendini ikna etmişti. Paniği büyüdükçe büyüyordu. Seyircideki endişe , uğultuyla Ahmet’e kadar geliyordu.

Ahmet, bir araba kazasında kaybetmişti bacaklarını. O kadar çok vakit geçirmişti ki sandalyesinde, yürüdüğü günlerin hayali, rüyalarına bile girmiyordu artık. İyi hissettiğinde, sandalyenin ayakları olduğunu düşünürdü. Çıkamadığı bir merdivenin başında, tekerlekten eline bir pislik bulaştığında, dışarıda sıklıkla yaşadığı buna benzer anlarda ise, O’nun sandalyenin bir parçası olduğunu, küfürler eşliğinde kendine itiraf ederdi. Şimdi ise, sandalyesi parmaklıkları kırılamaz bir hücreye dönüşmüştü. Arkadaşı orada panik içindeydi. Bacağından tuttu Metin’in. Metin kendisiyle beraber sandalye ve sandalyenin tutsağını da sürüklemeye başladı. Sahneye gelen uğultu büyüdü. Ahmet “bir şey yapmalıyım, bir şey yapmalıyım” diye kendini telkin etmekteydi. Vural’la Fehmi ise kaskatı kesilmiş Metin’in Ahmet’i sürüklemesini izlemekteydi. O sırada, Ahmet, sandalye ile kurduğu tüm anlamlandırmalarını bir kenara bıraktı. Sandalyeden kopacak kadar yükseldi, omuzundan tuttu Metin’in, bir hamlede banka oturttu. Bir anlığına kopmuştu sandalyesinden, bir anlığına uçmuştu sandalyesinden.

Seyircilerden bir alkış tufanı koptu. Herkes alkışlıyordu. Fehmi gevşemiş, alkışların aralığını sayıyor, Vural projeksiyonu durduruyordu. Metin, alkış sesi içinden kalbininkini duyamıyor yavaş yavaş sakinleşiyor, Ahmet biraz önce koptuğu sandalyesine yerleşmeye çalışıyordu. Vural’la Fehmi göz göze geldi. Bir az önce yaşadıkları, hiçbir senaryoyla daha güçlü ifade edemeyecekleri, kendi gerçekleriydi. Oyunu burada, bu alkış tufanı içerisinde bitirmeye karar verdiler. Oyuncular seyircileri selamlarken, Vural farkında olmadan projeksiyonun oynatma tuşuna basıvermişti. Alkış, tezahürat arasında perdede ise senaryonun geri kalanı akmaktaydı. Ve son mısralarda takılı kaldı perde inerken.

……

Bir kedi sürtünerek Metin’e arınırken kirlerinden

İki arkadaş artık saklamıyordu

Gözlerindeki bulutları   birbirlerinden

Sahne kapanırken, tüm seyirciler de saklamıyordu gözlerindeki bulutları birbirinden.

 

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir