Adisyon karşılığı oturulan bir duldalık… Güneşin hararetle süpürdüğü sokakta, bir dinlenmelik vaha gibi yolcularını ağırlıyor. Ercan ilk yolculardan. Çay lekeleriyle damgalanmış önündeki kağıtlar. Kağıtta kelimeler şiire dönüşüp, Ercan’ın sabah ki ruh halini mühürlüyor.
Biri yerde
Biri düşmemiş henüz
Bir süre evvel
Konulduğu yüksekçe yerde
Boyanmış
Anlaşılıyor
Hayata sahibinden çok dayanmış
Bir çift ayakkabı
Bir Hayyam Rubai’si gibi
Selamladı yan sokakta beni…
Pek de kullanmazdı ayakkabıları gördüğü sokağı. Genç miydi? Yaşlı mı? Bir kere olsun karşılaşmış mıydı acaba sahibiyle? Kendi yaşlarına kadar gelmişti ölüm. Ayakkabılarına baktı. Ayakkabılarının sokakta nasıl duracağını düşündü.
-Bakar mısınız? Bir çay daha alabilir miyim?
Kendi yaşlılığına ulaşmış telefonunu alıp, en son aranan numarayı bir kez daha aradı.
-Figen Hanım, benim işim biraz daha uzadı. Yarım saat daha geç kalacağım…Tamam teşekkür ederim görüşürüz.
Hayatını ölçüp tartacağı, tamamen kendine ait yarım saati daha vardı.