İkİ İhtİyar

image (14)Bulutsuz bir dolunay gecesinde batmakta olan ay, Gelibolu’ndan bakan biri için, Lapseki’deki yüksekçe bir sokak lambası gibi görünmekteydi. Sadece, şimdi teraslarında rakı ardılı çaylarını yudumlayan iki ihtiyar için değil, bu saatte, uykusundaki şehrin atan kalbi olan iskelede, her hangi bir işçiye, seyyar satıcıya ve sıradaki vapuru bekleyen yolculara da sorulmuş olsaydı, tereddütsüz bu benzerliği onaylarlardı. Ancak, şimdi gecenin güne açılacak kapısının eşiğinde, ateş böcekleri gibi, durulmuş denizde ileri geri giden vapurlara, kimse bu iki ihtiyarla benzer anlamlar yüklememekteydi.

                Fazlı ile Muzaffer, yıllar sonra buluşabilmiş iki ihtiyar. Saatlerdir denize sıfır bu terasta, birbirinden habersiz geçirdikleri yılları anlatmaktadırlar.  Şimdi sustular. Usulca çaylarını içiyorlar. Fazlı gelen gemilere bakıyor, hayatın bundan sonra getireceklerine, hamile kızı ikinci toruna gebe, Keşan’daki kooperatif bitmek üzere… Muzaffer giden gemilere bakıyor, hayatın geri dönmemek üzere götürdüklerine… tabelada kalmış bir hatıra ormanı gibi geliyor hayatı, yolunu bulmak için sağa sola serpiştirdiği şiirleri aklından geçirdiğinde. Gene de diyor gene de, inanıyor bir gün bir bambu tohumu gibi, bu kadar beklemişliğin sonunda, yıldızlara uzanan bir merdiven gibi boy vereceğine. Yüzü hala umut edebiliyor olmanın mutluluğuyla gevşerken, Fazlı bunu Muzaffer’in çakır keyifliğine veriyor.

-Sen hala içemiyorsun be dostum.

-Peki, sen benim o sarhoş hallerimde yaptığın gibi güzel kahvelerden yapabiliyor musun hala?

-Sarhoş da olsan, aynı Muzaffer, illaki kurduğu cümlenin baharatı olacak değil mi? Direkt kahve desen olmaz değil mi? Aynı Muzaffer, canım arkadaşım.

-Huyum kurusun.

Fazlı mutfağa kahve yapmaya gidince, Muzaffer’i bir telaş aldı. Sanki biraz oyalanırsa, biraz önceki umut ettiği ana dair mutluluğu kaybolacak gibi hemen kaleme kağıda sarıldı. Duyguları ayıklığıyla aşınmadan, sağa sola serpiştirdiği şiirlerden birini yazdı, şiirin başına bir de not ekledi. Sağda, bu anı bekliyor gibi duran rakı şişesine koydu, olanca gücüyle denize fırlattı. Şişenin denize düşerken çıkardığı sesi, elinde kahvelerle terasa giren Fazlı duymuştu ve pek doğal ki kayalara çarpan dalgalardan fazlasını düşünmedi.

Şiiri okuyana not:

Bu şiir, şairinin umutlu bir anında, kaybolan, karamsarlığa düşen biri tarafından bulunur ve ona umut olur dileğiyle yazılmış olup, Çanakkale Boğazından denize atılmıştır.

Gecenin karanlığında

Yok olmuş yıldızların ışıkları

Çıplak gökyüzünü

Dantelli bir elbise gibi sarmakta

Ve zihnimin karanlığında

Yok olmuş şairlerin sözleri

Birinin attığı tohumu

Diğeri sulayıp

Bir hayali yeni baştan kurmakta

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir